13 Nisan 2008 Pazar

favori reklamım

son günlerdeki favori reklamım, Akbank'ın AKSİGORTA reklamı!!!

ENGELLERİ (NİZİ) YIKMANIZI DESTEKLİYORUZ

CESARETİNİZİ DESTEKLİYORUZ

HEP ÇOCUK KALAN YANINIZI DESTEKLİYORUZ

DÜŞLERİNİZİ DESTEKLİYORUZ

KORKULAINIZLA YÜZLEŞMENİZİ DESTEKLİYORUZ
BÜYÜMENİZİ DESTEKLiYORUZ ...

zekice, bi kısa film edasında, masrafsız bi mesaj küpü bu reklam. Üstelik edebî açıdan bakınca da hüsn-i ta'lil sanatı yapılmış diyebiliriz. bU Mu? aSLINDA günlük hayatımızda da sıklıkla kullandığımız, Divan Edebiyatı söz sanatlarından birisi: güzel neden bulma sanatı. Ben buna kompliman yapma sanatı da diyum yer yer. E ööle ya güneş her sabag doğar, ama ben tutup a "sen geldin diye bak güneşi de getirdin" ya da "üneş senin için doğdu bu sabah" alan dersen komplimanın allahını yapmıoluum, di mi ama!!! ..)))

babaannemden inciler

Yıllardır kışları aile bireylerinden biri olarak bizde yaşar babaannem. Yarı akıllı yarı deli devam ederiz biz diğer aile bireyleri olarak onun gönlünü kırmamak için. Özellikle 6 yıldır eskiye nazaran daha unutkan, daha nazlı ve daha hasta büyesel olarak Alzhemierın başlangıç seviyeerinden birinde olarak arada da (ki bu, strese girince ya da çocuk kıskançlıklarından birine girince daa artıyor ve sıklaşıyor) unutuyor bizleri bile. Bi de hayali arkadaşlar icat ediyor kendince. Geçenlerde Ankara'da iken baktım babamla laflıyolar:

Babbannem soruyo "Şurdan geçen kadın da kimdir?"
"Fatoş, anne, kim olacak"
"Yok o değil o, o Fatoş deel bunu sevmiyom bu Fatmadır"
"E sabah diyodun seviyom nençe güzel yemekler yapıyo Fatma diye.. "
"De Git öte hele! Ben dememişimdir. Ben onu Fetmem'e dedim, Fatoş gibisi yoktur heee... Da bu Fatma'dır. Sevmiyom bunu. Ben Fatoş'u alacam oğluma.."

Fonda babamdan gelen bi cık cık ses sessizce sızan dışarıya.

Ben ekranda dumur. Babannem bütün savunma mekanizmalarını kullanıyo helal diye. Beyin mucizevi, bilinçaltı nassı bi şeyse artık. Babannem babamdan kıskandığı için dışlıyo annemi ama gel gör ki yemek yapan annemi (Fatma'yı alıyo - işine gelen yanını..))) ) alıyo yamacına. Kabulü yani.

ne diyim yaşlılık zor ...


A hayali arkadaş demişken son zamanlarada nedense çok hoşuma giden bi çizerden onun FIRAT'ını paylaşayım sizlerle. Böylece bu yarı sıkkın havada dağılsın blogumdan değil mi ama. Beni de bi arkadaşım tanıştımıştı onunla. Arada iyi şeyler çıkıyo valla..)))

8 Nisan 2008 Salı

Henri de Toulouse-Lautrec












Bütün insanları seviyordu ama; derinlemesine yaralanmışları daha çok seviyordu (Federico Fellini).

24 Kasım 1864’te Fransa’da doğan Henri de Toulouse Lautrec, soylu bir ailenin çocuğudur aslında; ancak pek çekici olmayan görüntüsü ve çocukluğundan beri kısa boyu onun için can sıkıcı iken 14 yaşında sol, ertesi yıl da sağ kalça kemiğini kırınca yürüyüşü de sakatlanan Lautrec, iyice mutsuzlaşmış, yatağına bağlı kaldığı yılarda sanatına daha fazla zaman ayırmıştır. Özel atölyelerde aldığı derslerin ardından kendi atölyesine de sahip olmuş, ancak bir türlü mutluluğu yakalayamamıştır. Bu kendiden memun olmayan kompleksli yapı eserlerinde de kendi göstermiştir (biraz Frida’yı hatırlattı bana). Nitekim çoğu resminde kırmızı, siyah ağırlıklı, bakınca insanı iğrit eden insan figürleri ve görüntülerinin olması da bundandır. Çaliştiği bütün afişlerde, hatta klasik dönem tablo yralamalarında hep çirkindir insanları, bedensel bi özürleri vardır mutlaka. Özel istek üzine kimi özel kabare salonlarında fotoğafçı gibi çalışmış, bol bol aiş çizimleri yapmış, arzu etiği bol kadınlı tablolarını o günlerde çizmiştir. Sonra mutsuzluğu içinde sakatlığına bir de frengi eklenince yeniden başladığı içkiyle ölümünü hazırlamıştır. Acılar içinde anlayacağınız...

Nereden mi çıktı bu konu? Yıllar önce ona dair okuduğum hayli kalın kalıplı biyografisinden çok etkilnmiş, mutsuzluğunun ve kişisel trajedisinin onda yarattığı iç manzaranın gördüğüm bütün resimlerinde açıkça ortada olmasına -özellkle o dönem ve öncesi ressamların çoğunda gerçek hayat ve çizim bunca örtüşmediği için-şaşırmıştım. Farklı, sıra dışı kişiliklerinden biri ve tarzı, yaklaşımı, ele aldığı konularla da kendine has bir üslup yaratan sanat tarihinin en önemli ressamlarından ve illüstratörlerinden biri sonuçta. Üstelik amacına ulaşıyor, çirkinliği insanın gözüne sokmak. Başarısı tam da burada gizli zaten. Ne tezat di mi!

Reklamın iyisi kötüsü olmaz hesabı, silinmedi kalmış aklımda. Geçenlerde bi şey tararken ona ilişkin karşıma çıkan karikatür çok hoşuma gitti. Hemen bloguma eklemeliyim bunu dedim, eski okumalarımın hatırına..) Hem yâd edilmiş olur adamcağız da.

Taradıkça bi dolu tablo örneği çıktı ama umduklarım değil. Ben, özellikle kendisinin 3 katı büyüklükte “Palyaçolar” tablosunu aradım mesela (adından da emin ğilim ama). Bi dönem sirkte çalıştığı için şu tahtalar üzerinde yürüyerek çizdiği... neyse işte bulamadım. Renkli halini merak ediyordum oysa. Degas’tan -ki balerinlerin ressamı diyorum ben- etkilendiği söylenir ama bulamadım ben benzerlik. Fakat bir heykeltraşın onları birleştiren çalışması çok hoşuma gitti.

Güzel değil, estetik de... ama Degas’taki duru balerin uçuculuğu Lautrec’le birleşince nasıl da yitirmiş duruluğunu ve bürünmüş orantısızlığın iğrit ediciliğine.
Velhasıl-ı kelam bugün ondan bahsedesim geldi. Bloguma bööle karamsar hava yeter gari..)))

6 Nisan 2008 Pazar

Yemek yerine KapSüLLeR mi... asla!!!


Sayfama arada bir göz atanlar anlamışlardır ki yemek yemek, yeni lezzetler keşfetmek benim hayatımda önemli yere sahip. Gerçek bir boğa burcu olarak damak tadımın derdindeyim anlayacağınız. Nitekim biz boğalar için "Kimi boğalar yaşamak çin yermiş, kimileri de yemek için yaşarmış" lafını kim ettyse çok doğru etmiş, buna kesinlikle katılıyorum. Bir boğa iseniz yemekle kesiştiğiniz bir nokta mutlaka vardır. Bir gün, Kankim bana "sen ne seviyorsun ööle yemek yapmayı yemeyi, buna zaman ayırmayı. Oysa benim için bu zaman kaybı gibi geliyor, hatta o kadar ki, artık şu bilim kurgu filmlerindeki yemek yerine geçen kapsüller çıksa da kurtulsam yemek düşünmekten..." demişti. "Yafu olur mu hiç, yemek ymek anındaki o lezzeti damakta dolandırmak zihnen adlandırmak gibisi var mı..." demiştim ben de ona. Hem ööle yalap şap yap ye değil ki mesele. Şöööle süsleyecek yemeğe uygun farklı baharatlarla çeşitlendirecek, renkli tabaklarla ikram edeceksin ki kıymetli olsun. Kendimiz için değerliyiz. Bunun erkeği bayanı da yok üstelik, hepimiz günün yorgunluğu sonrasında ya da uzun aralıklarla da olsa bööle bi ödülü hak ediyoruz. Bırakın, günler boyu stresimizi çekip buna rağmen öğütmek işini başarıyla yürütmeye çırpınan midemiz de bayram etsin biraz. Sinir uçlarınız renkli bir manzara karşısında tepkisiz kalamayıp gevşeyiversin... çok şey mi kendimiz için...

4 Nisan 2008 Cuma

Taze Demlenmiş Mis Kokulu Çay Gibisi...


Bu aralar bende bi çay içme sevdası ki sormayın gitsin. Aslında çay içmenin de ötesinde onun sıcak demli kokusunu genzimde hissetmek, iki elimle kavradığım kupamı koklamak ve sıcakğını ellerimden, burumdan mideme kadar hissederken rahatlmak hissine özlem. Sanırım asıl sevdiğim bu. GEVŞEMEK hissi yaratıyor çay bende, tüm iliklerimde hem de. Bu hissi ya du hayali seviyorum daha çok sanırım.
Çay aşkımın depreşmesi nedendir bilmem. Ama çok yoruluyorum, üstelik şu sıralar midemin hortlayan ağrısından ötrü çaya hasret kalışımla bi bağlantısı olabilir diye de düşünüyorum. Öye veya böyle; Ohhhh..! MİİİSSSS KOKULU BİR ÇAY içmek gibisi var mı sabahın er vakti balkondan yemyeşil dağlara nazır, küfül küfül balkona sızan yüzü yalayıp saçı savuran rüzgarla birlikte hem de... tertemiz havayı içinize doldururken, rüzgarla birlikte genzinize, oradan da tüm bedeninize yayılan sıcak çay kokusu... ..)))






Ah hele bi de yanında kızarmış Ankara simiti olacak ki, bi de beyaz peynir... deymeyin o zaman keyfime... gİTtim de yiyemedim zati bu sefer. Neyse.. Ankara'ya giderseniz mutlaka Taş Fırın Simit Sarayı'na mutlaka uğrayın derim)




E HAYDİ AFİYET OLSUN!

Maçka yolları KARLI..)))

Yokum çok zamandır. Bende bir yoğunluk, bir koşturmaca sormayın. Nisan sendromu sanki ben direnince beni yakalamayacakmış gibi davranıyorum ama boşuna; ben de bi insanım en nihayetinde. Neyse efenim, iki hafta önce Trabzon-Maçka eteklerindeki Lişer Yaylası dolaylarında idik. İyice tırmandık ki sormayın, uzun, uzun olmasından da öte BOL KARLI bi yürüyüştü.

Burada kamp ekibinin yarısını görüyorsunuz; fotoğrafı çeken ben ve benimle birlikte gelen diğer eip üyelerinin de duruu farklı değil. Diz hatta bacak boyu kar içindeyiz ve NİSANA YAKIN BİR TARİHTEYİZ bu esnada.


Ardından hayatımın ilk ciddi kampını kurduk. Ortaokul yıllarımda izcilik kampına da katılmıştım birkaç kere ama okullarda oğuş usûlü kalmıştık; konforluydu anlayacağınız. Yemekleer iğrenç olurdu, bi de sayısı az tvaletlerin önünde sürü halinde dizilidik; ama onun dışında her şey eğlenceli yaz kamplarını andırırdı. Ama bu kez ööle eften püften değildi. Bi kere TRADOST gibi ciddi dağcıların yer aldığı -ki bunlardan bazıları AKUT üyesi- kulüp üyelerinden oluşma bi ekiple çıktık yola. Sekiz kişilik küçük ama enerjik bi gupla çıktık yola; gah iz sürerek, kimi gahi de o bölgeye ilk ayak basan ve yol açan olarak devam ettik tırmanmaya.

Herkes mutlaka nöbetleşe "yarıcılık" için lideer pozisyonun da öne geçiyodu. Göç eden kuşlar, özellikle de kazlar gibi -ne güzel di mi- kolektif bilinç. işte. E tabi bana da geldi sıra; dikkat geretiren bi iş, özellikle de gittiğimiz yol üzerinde hiç insan izi, emare olmadığı düşünülecek olursa. Gerçi insan izi yoktu ama ayı ve kurt gibi minimum VAHŞİ HAYVAN ayak izleri yol gösteriyodu yer yer ..))) Gerçekten! Bakın insanla vahşi doğanın kesiştiği bi karelerden birini sunuyorum sağ cenapta.
(en sağdaki bizim ayak izlerimiz köşede kalmışlar. Soldakiler ise kurtlara ait olanlar...)

kAMp yeri ayrı macera idi; yeterli çadır olmadığı koşullar zor olduğu için prefabrikten bi yayla evne sığındık. Su ve elektrik yok ama elemanlarda ekipman tam tabi. Derken yaktık bi soba, gece açlık vurgununa yenik düşecek değiliz ya, döşedik sofrayı. Var ya;herhalde (sacda)sosis-sucuk bulamacı hiç bunca lezztli gelmemişti... kar erittik bol bol; içmeye, vb vb ye..)))






Hava soğuk bi yandan... bi yandan... Dondurdu tabiri caizse kıçımızı. Ekipte bi benle buketimin tulumu yoktu. Girdiğimizde fare pisliklerinin baskınında bi yerin örtülerine de güvenemeiğimizden kat kat giyindik, arkadaşların da desteğiyle; astronot misali devrildik yattık ama sabaha karşı bana mısın demedi valla..)))

Farelere ne mi oldu;? Bilmem, can hıraş pisliklerini temizliğe koyulunca barınamayaklarını anlayıp ürkmüş olmalılar, çıtları çıkmadı :)) Kim bilir, belki başka evleri ziyarete gitmişlerdir.

Ohoooo ertesi gün fırtınalı rüzgara rağmen yapılan mis gibi bi yürüyüş -kar boyumu bööle aşıyodu işte-, çevreyi tanıma turu , dağdan aşağı kaymacalar...
derken ev sahibi bile olduk. kUlubün günübirlik yürüyüş ekibine çay yaptık ilkel koşullarımızda ve devam etik yolumuza aşağı doğru. Şööle çiçek toplamak için (ki bu çişim var yer arıcam mesajı içeren bi deyim) geride kaldığımızda bi baktım ki upuzuuuuuuuuun ip gibi bi insan yğını yollara düşmüşüz. Dedim allah akıllar versin..)))

E boşuna değil akıl huzurla, huzur da kimliğimizden sıyrılıp bazen rölantiye almakla oluyo. Dİ Mİ AMAAAA..))))))

11 Mart 2008 Salı

NisAn SedNrOmU

HAydee! Ortalarda bi Nisan Sendromudur gidiyo bakalım. Biliyorum nisana daha var ama değişken havadan mıdır nedir, bu sefer biraz erken uğradı sanırım. bAHARDa da depresyon mu olur demeyin, oluyomuş! Bi psikolog arkadaş anlattı, uluslararası lügatte bile yeri varmış bu sendromun. yOĞUN VE YORUCU bir iş temposunun ardından, çenesi sürekli çalışan ayakta direnen bir insan olarak ben de etkilendim tabii ki havanın kararsızlığından. Oksijen mi çarpıyor nedir, geçen haftadan beri YERÇEKİMİ daha bir etkili bünyemde; kolumu bacağımı gere gere uzatmak geliyor içimden. Yetmiyor, içi balyozla yüklenmiş misali kafamla, oradan oraya çarpınıp duruyorum. Göz kapaklarım da er vakitten uyuma sinyalleri verip çığlıklar atıyor. nEDENSE bende de bi direnme "uyumuycam işte" diye; kime niye direniyosam. Tamam iş çok ama fırsat yaratmak da imkânsız değil sonuçta. Bİ tuhafım galiba..))) Ara ara mutsuzluk halleri, iç sıkıntıları, gel de git bunalımları, hayat kaygısı, yer yer plan yapma hevessizlikleri, bİrdEn hEveS heveS kaBarMalaR hayata ilişkin mutlulukla..) falan falan falan... böööle uzayıp giden bi liste bu aralar herkeste var galiba.. Hayır sizde de varsa, durmayın üzerinde geçiciiii !!!! ..)))