Tatilin bitmesine az kaldı, karsa cılız mılız yağmakta direniyor. Bense tatilin tadını çıkardım inancındayım.
en son izlediğim film: "İlişki Durumu: Karmaşık" ( tam çevirisi "... Karışık" aslında ama filmde içsel ve dışsal anlamdaki çelişkiye karmaşa daha cuk diye oturuyo bence. Meryl Streep ve Alec Baldwin her ikisi de süper ouyuncular; ama ben daha çok içinde Meryl Streep olunca her şeye göz atanlardanım..) Kesinlikle eğlenceli bir film. Günümüzde ama daha çok amerikanvari yaşamda gündemde olan seks arkaaşlığı kavramı üzerinde ilerlior 40'ından sonra azan teması da gilenmiş tabi byerlere ama bu kez daha farklı adam o yaş sendromunu, 10 yıl sonra tekrar karısını terih ederek yapıyor. Peki işliyo mu bu eylem ya da eşek kadar olmuş çocukları ne diyor bu duruma? A işte orası seyredene kalsın..) )
en son denediğim yemek -yenilik olarak-: kaşarlı tavuk köftesi (her günüm, canhıraş mutfakta yeni denemelerle falan geçmiyor tabiküne.. efenim ööle bambaşka bi şey değil ama lezzet güzel. Tavuğa yeni bi alternatif tanıyo, e tabi bize de. Her şey kıyma köfesi ile aynı harc hazırlığı vb. kaşar ve biraz reyhan benim katkım, tercih edene önerilir. Kızartma ya da ızgaralama işinden sonra serviste kesinlikle domates rendeli, az yağlı, salçalı ve baharatlı sosla süslemek tam Türk damağına göre..) Ben servis tabağının tabanına; süt, sarımsak ve yağ ile kavrulmuş patlıcan közü de yayıveriyorum. )
en son denediğim tat: avakado (ne menen bi şey deyip burun kıvırdığım avakadonun demir, kan yapımı ve b12 vitamin barındırıcı bi meyve-sebze olduğunu öğrenince hemen mutfak deneyimime kattım; hâlâ çok sevimli değil; fakat besin hatırı için arada yenir. Sarımsak yağ limon üçlüsü olman bi zor tabi..))) )
en son okuduğum kitap: Hermann Hesse "Masallar" (güzeldi, büyüklere masallar tarzında ve klasik Herman Hesse dilinde. Çok benlik değilse de dili Hermann amcamızın, literatüre onu da katmak gerek. Olaylakarşısında yer yer farklı yaklaşımları var ve de insanî değer yagılarını sorgulayan -masal içine yedirilmiş- gerçekçi bir göz)
en son gerçeklediğim eylem: yatarak miskinlik yapmak (yatarak miskinlik yapmayı ya da dinlenmeyi becerebildim kısmen. Bu da öğrenilirmiymiş zaten yapılır diyenler istediğikadar garipseyebilirler ama ben yeni yeni öğrenyorum. Hey, hakkıyla dinlenmiyorum diye haklı olark bana laf atan arkadaşlar, öğrendim diyorum ..) hoş, ben öğrenmeye niyetli olmasam da ufaklık öğretiyor zaten çabucak geliveren bir yorgunluk alameti ile..) )
05 Şubat 2010 Cuma
04 Şubat 2010 Perşembe
Küçük Bir Tatil MoLaSı
Yine karlı bir tatil sabahından merhabalar!
Günlerdir hüküm süren baharvari hava yeniden yerini karlara bıraktı. Gece lapa lapa yağan kar her yanı beyaza buladı ama gelin grün ki bu kez de yağmur çiseleri rahat bırakmıyor. Neyse ki Trabzon kaçamağımız sonrasında olması sevindirici. İki üç günlük bir boşluktu ama nası iyi gedi latamam. Dağdan indim şehire böyle bir şey sanırım; ne kadar plan varsa kafamızda burada yapamadığımız yürürlüğe koyduk. Gelin görün ki alışmışız buradaki sakin durağanlığa; kimsenin kimseye aldırış etmediği özgür insan kalabalığı, içimi ferahlatırken bir yandan da yormuş beni. Her gece petil vaziyette uyuyuşumdan belli..)
İşte bu parkurun ilk durağı pizzacı idi. Domino's bulamadık -takmıştık kafaya, yahu hamileyim ama markalı istiyo isteyince de bu kerata..)- neyse alışveriş merkezinde bildik bir pizzacı adı girdik içeri. Hayde hani isteği bastırdı bastırmasına ama tat ehhh... Sonraki durağımız -ki hâlâ alışveriş merkezindeyiz- alışveriş.. Bi hevesle başladık; hadi bebişe internetten de buluyoruz ama benim içine girebildiğim usturuplu şeylerimde ciddi bi azalma peyda oldu, bikaç parça bi şey almak şart oldu anlayacağınız. İlerleyen günlerde alışveriş, gezme, film, yeme içme, şehirli tarafımızı yaşama, bir şehrin geç saatlerinin tadını çıkarma vs vs çabalarımız devam etti. Arada Rabişim'i ve Ali Dedeyi de ziyareti atlamadık tabi. Teyzesi de görmüş oldu böylece oğluşumuzu..))) Sonra listemizdeki "Avatar" da yapıldılar listesine alındı bi akşam üstü. Alışveriş merkezi uzaklığını göze alamayıp kendimizi şehir merkezindeki büyük sinemalardan birine attık efenim. Evde internetten izlemeyip üç boyutlu formatda izlicez diye ahdetmiştik ne de olsa. Girdik fragmanlar vs derken başladı film. Hayde bi eksiklik var; bizim gözlüklerimiz yokkk! AMA OLMAZ Ki BU: ÜÇ BOYUTLU GÖSTERİM DEĞİL! Ya işte bele oldu arkadaşlar. İzledik napıcaz. Film güzeldi; fazla şişirildiğini düşündüğüm için az beklentiyle gitmemin de etkisi oldu bunda. Ancak hakkını vermek gerek renk ve teknik kullanım süper. O kadar ki, boyutsuz seyretmemize rağmen o hissi verecek kadar derinlikli görüntüler vardı. Hayal gücü de hayran kalınacak kadardı açıkçası; sadece mistik boyutu biraz daha fazla ummuştum o eksik kaldı. Konuya gelince biraz klasik kahtramanlık-aşk yörüngesindeydi. Hayao Miyazaki çizgi filmlerini ve Avatar çizgi sinema serisini izleyenler benim gibi üşüneceklerdir muhtemelen. Seyretmeye-görmeye değerdi anlayacağınız. Ama siz üç boyulusunu izleyin yine de.
Günlerdir hüküm süren baharvari hava yeniden yerini karlara bıraktı. Gece lapa lapa yağan kar her yanı beyaza buladı ama gelin grün ki bu kez de yağmur çiseleri rahat bırakmıyor. Neyse ki Trabzon kaçamağımız sonrasında olması sevindirici. İki üç günlük bir boşluktu ama nası iyi gedi latamam. Dağdan indim şehire böyle bir şey sanırım; ne kadar plan varsa kafamızda burada yapamadığımız yürürlüğe koyduk. Gelin görün ki alışmışız buradaki sakin durağanlığa; kimsenin kimseye aldırış etmediği özgür insan kalabalığı, içimi ferahlatırken bir yandan da yormuş beni. Her gece petil vaziyette uyuyuşumdan belli..)
İşte bu parkurun ilk durağı pizzacı idi. Domino's bulamadık -takmıştık kafaya, yahu hamileyim ama markalı istiyo isteyince de bu kerata..)- neyse alışveriş merkezinde bildik bir pizzacı adı girdik içeri. Hayde hani isteği bastırdı bastırmasına ama tat ehhh... Sonraki durağımız -ki hâlâ alışveriş merkezindeyiz- alışveriş.. Bi hevesle başladık; hadi bebişe internetten de buluyoruz ama benim içine girebildiğim usturuplu şeylerimde ciddi bi azalma peyda oldu, bikaç parça bi şey almak şart oldu anlayacağınız. İlerleyen günlerde alışveriş, gezme, film, yeme içme, şehirli tarafımızı yaşama, bir şehrin geç saatlerinin tadını çıkarma vs vs çabalarımız devam etti. Arada Rabişim'i ve Ali Dedeyi de ziyareti atlamadık tabi. Teyzesi de görmüş oldu böylece oğluşumuzu..))) Sonra listemizdeki "Avatar" da yapıldılar listesine alındı bi akşam üstü. Alışveriş merkezi uzaklığını göze alamayıp kendimizi şehir merkezindeki büyük sinemalardan birine attık efenim. Evde internetten izlemeyip üç boyutlu formatda izlicez diye ahdetmiştik ne de olsa. Girdik fragmanlar vs derken başladı film. Hayde bi eksiklik var; bizim gözlüklerimiz yokkk! AMA OLMAZ Ki BU: ÜÇ BOYUTLU GÖSTERİM DEĞİL! Ya işte bele oldu arkadaşlar. İzledik napıcaz. Film güzeldi; fazla şişirildiğini düşündüğüm için az beklentiyle gitmemin de etkisi oldu bunda. Ancak hakkını vermek gerek renk ve teknik kullanım süper. O kadar ki, boyutsuz seyretmemize rağmen o hissi verecek kadar derinlikli görüntüler vardı. Hayal gücü de hayran kalınacak kadardı açıkçası; sadece mistik boyutu biraz daha fazla ummuştum o eksik kaldı. Konuya gelince biraz klasik kahtramanlık-aşk yörüngesindeydi. Hayao Miyazaki çizgi filmlerini ve Avatar çizgi sinema serisini izleyenler benim gibi üşüneceklerdir muhtemelen. Seyretmeye-görmeye değerdi anlayacağınız. Ama siz üç boyulusunu izleyin yine de.
29 Ocak 2010 Cuma
HarNuP ???
Efenim selamlar. Bugünkü konu başlığımız harnup. Harnup da ne diyenler için keçiboynuzu olduğnu söyleyivereyim kısa yoldan. Benim elime geçtikçe -amaa ballanmışı olacak- kemirip gevelemekten pek hoşlandığım, biçok insan inse ağaç kovuğu kemirmek hissi yaratan bu bitki genellikle tropikal ya da hayli sıcak ve nemli bölgelerin meyvesidir. Yıllar önce bir tanıdığımızın tadayım diye hususi alıp getirdiği kavanozla keçiboynuunun pekmeziyle de tanışmıştım. o zamanlar her yerde bulmak mümkün değildi ama şimdilerde her bi yerde var -Artvin'de bile..)- Niye mi açtım şimdi bu konuyu? Çünkü efenim, dünkü yazım içinde geçen keçiboynuzu pekmezi arayış muhabbetimden sonra bi arkadaş arayıp "ya bi dakka onun pekmezi de mi var? Hem ayrıca niye yana yakıla keçiboynuzu pekmezi aradın ki?" deyince, ben de hemen genel bi açıklama ile vataa millete faydalı bi bilgi vereyim dedim.
Bu aralar malmunuz alternatif tıp pek meşhur, nitekim bitkiden gelen sağlığa inanıyorum da -ama doktorsuz kontrolsüzüne değil-. Ancak ben de bu modaya uyup da gaza gelmedim, oldum olası meraklı idim bitkilere. Fakat ben nerden bilirdim ki zamanında eğlencesine kemir kemir yediğim bu bitkinin bunca faydaları olsun. Liste hayli uzun kısaca özetliyorum sizzze:
-Öncelikle E, B 12, B vitaminleri deposu. İçinde belli oranlarda fosfor, potasyum, magnezyum, demir, çinko, mangan var. (bu insanın günlüvitamin ihtiyacı gibi bi şe)
-Sütten alabileceğimiz kalsiyumun ise 3 katını barındırıyo içinde (ben en çok buna şaşırdım)
-Gallik asit içeriyo (ki bu zaten bağışıklık sistemi için gerekli olan biçok şeyi de barındırıyo vb vb )
-şekere, astıma, çocuk felcine, iktidarsızlığa...
-kabızlığa, ishale birebir (hem o hem o, hayde bu ne Dankek 8 kek reklam saçmalığı gibi demiştim ben de ilk duyup okunca ama işin aslı şu imiş: olgunu ishale, olgun olmayanı kabızlığa iyi geliyomuş)
-(sonacıma bakın bu daha büyük bomba ) insan vücudundaki radyasyonun atımında % 70 oranında etkili.
hem de kolestrolsüz !!!!!!!
Vallahi ne diyeyim bence siz de yana yakıla harnup pekmezi aramaya çıkın..))))))))))))
Stres ve radyasyonu ve de GDO'su bunca bol şu günlerde sapsağlıklı nice günler diliyorum hepimize.
Bu aralar malmunuz alternatif tıp pek meşhur, nitekim bitkiden gelen sağlığa inanıyorum da -ama doktorsuz kontrolsüzüne değil-. Ancak ben de bu modaya uyup da gaza gelmedim, oldum olası meraklı idim bitkilere. Fakat ben nerden bilirdim ki zamanında eğlencesine kemir kemir yediğim bu bitkinin bunca faydaları olsun. Liste hayli uzun kısaca özetliyorum sizzze:
-Öncelikle E, B 12, B vitaminleri deposu. İçinde belli oranlarda fosfor, potasyum, magnezyum, demir, çinko, mangan var. (bu insanın günlüvitamin ihtiyacı gibi bi şe)
-Sütten alabileceğimiz kalsiyumun ise 3 katını barındırıyo içinde (ben en çok buna şaşırdım)
-Gallik asit içeriyo (ki bu zaten bağışıklık sistemi için gerekli olan biçok şeyi de barındırıyo vb vb )
-şekere, astıma, çocuk felcine, iktidarsızlığa...
-kabızlığa, ishale birebir (hem o hem o, hayde bu ne Dankek 8 kek reklam saçmalığı gibi demiştim ben de ilk duyup okunca ama işin aslı şu imiş: olgunu ishale, olgun olmayanı kabızlığa iyi geliyomuş)
-(sonacıma bakın bu daha büyük bomba ) insan vücudundaki radyasyonun atımında % 70 oranında etkili.
hem de kolestrolsüz !!!!!!!
Vallahi ne diyeyim bence siz de yana yakıla harnup pekmezi aramaya çıkın..))))))))))))
Stres ve radyasyonu ve de GDO'su bunca bol şu günlerde sapsağlıklı nice günler diliyorum hepimize.
28 Ocak 2010 Perşembe
Kar ve kar... ve buz...

Kar ve kar ve buz... günlerdir kartal yuvamızın civarı bundan ibaret. Dün bi güneş açacak oldu, oh oh derken gece vakti ayaz, anı dondurur gibi olduğu gibi saklamıştı dünün görüntüsünü. Bu sabah, tarafımdan halledilmeyi bekleyen bazı sokak işlerini hall için hazırlıklarımı tamamladım (ki es geçilmeyecek işlerdi: vakti tetanoz aşısı, doğum yapan bir arkadaş ziyareti, hediye alış verişi, kuaför z
iyareti, keçi boynuzu pekmezi arayışı, bankaya gerekli olan şahsımın pek muhterem imzası, aile hekimliğine aylık kayıt-kontrol...) ve çıktım dışarıya. Uğuldayan rüzgârdan neremi neyle örteceğimi şaşırdım, karın ayazı ki ayazı... Allahtan çarşı içi ve hastane civarı azıcık daha insaflı davrandı da işlerimi halledecek kadar çabuk olabildim. bU arada rüzgarla işbiliği etmiş gibi denk gelen bi telefon trafiği.. Derken, şarjım bitti hep bebarer kurtulduk. sONRA Minibüs durağına atarak kendimi, bekleye koyuldum semt aracını. Ne mümkün, küçücük yer dersiniz, her araba geldi benimki soğuğa inat bekletti de bekletti beni. Bana gelince, sinirlenmemi bekliyorsunuz ama -üşüsem de- dışarıya neredeyse haftalar sonrası çıkmış ve de işlerini halletmiş biri olarak eve gidince yumula yumula yiyeceğim -yanımda soğanıyla kokmaya devam eden- lahmacunumun hayaliyle mutlu mesut bi özgüvenle içten içe sırıttım, o kadar.
iyareti, keçi boynuzu pekmezi arayışı, bankaya gerekli olan şahsımın pek muhterem imzası, aile hekimliğine aylık kayıt-kontrol...) ve çıktım dışarıya. Uğuldayan rüzgârdan neremi neyle örteceğimi şaşırdım, karın ayazı ki ayazı... Allahtan çarşı içi ve hastane civarı azıcık daha insaflı davrandı da işlerimi halledecek kadar çabuk olabildim. bU arada rüzgarla işbiliği etmiş gibi denk gelen bi telefon trafiği.. Derken, şarjım bitti hep bebarer kurtulduk. sONRA Minibüs durağına atarak kendimi, bekleye koyuldum semt aracını. Ne mümkün, küçücük yer dersiniz, her araba geldi benimki soğuğa inat bekletti de bekletti beni. Bana gelince, sinirlenmemi bekliyorsunuz ama -üşüsem de- dışarıya neredeyse haftalar sonrası çıkmış ve de işlerini halletmiş biri olarak eve gidince yumula yumula yiyeceğim -yanımda soğanıyla kokmaya devam eden- lahmacunumun hayaliyle mutlu mesut bi özgüvenle içten içe sırıttım, o kadar.Neyse efenim, bu kadar anlattım mız mızmızlandım, kar anstantenelerinden bir tane daha sunayım size..)

27 Ocak 2010 Çarşamba
Bugün Mutfakta Eğlenme Zamanı

Efenim, bugün yeni bir yemek denemesi üzerine laflayayım istiyorum; fotosunu bile çektim havam olsun diye (anne sana sesleniyorum) ..) Evde, birkaç gün önceden kalma tavuk parçaları vardı pişmemiş. Kafaya koydum bi kere değişik bi şey yapcam seni tavuk. ÖÖle sebzeli, patatesli, mantarlı klişelerle buluşturmayacağım seni. Tavuk bağırıyor "beni tavuk köftesi yap!" İçten içe aklım çeliniyor ama ben onu duymuyorum tabi, o biraz zahmetli, üstelik lezzetine rağmen kızartmak gerek onu. Ben de diyorum ki "Ey tavuk kurtuluşun yok, güzel de olmayacak olsan egzantrik bi şeye dönüşeceksin".. Böyle kısa süreli bir diyaloğun ardından eldeki malzemeleri birbirine uydurmanın peşine düşüyorum. Derken derken, hiç körili denemediğim düşüyor aklıma; ama nasıl oluru tartıyorum. Netten yadım almaya karar veriyor ve körili tavuk tariflerini alıyorum. Bu arada benim tavuk bu kararlı tavrımdan yılmış olacak ki alaylı bakışlarını çekiyor üstümden. Bende bi gaz, bi hava..) Alıyorum netteki tarifi ve başlıyorum hummalı çalışmama. Akşamki menüm de oluşmaya başlıyor bu arada: Bi iki garnitür, hellim peynirli tarhana, körili tavuk.
Hemen başlayalım, -adını ben uydurdum- "Mısır Çeşnili Körili Tavuk Kavurma"sına:
*birkaç acı yeşil biber sivrisinden (ince ince kıyılmış olcek)
*üç dört diş sarımsak (iyi bi pataklayarak havanda başını döndürünüz)
*bir kase haşlanmış mısır (bi razını yemek yaparken yedim, siz yemeyiniz)
*1-2 kaşık zeytinyağı
*az tuz, az karabiber,biraz da kırmızı pul biber
*kuşbaşıdan küçük parçalarla tavuk (göğüs / başka bi şey işte)
*2 yemek kaşığı köri
Efenim baktım acılı biberler, pullar derken Meksikavari bi şey olcek, sonra köri ile birlikte Hint usulü bi şeye döndü yemek. Yapılış sırasına başlayalım, zira aç kalacaksınız çenemden..)
Önce yağda biber ve sarımsakları kaşıkla çevire çevire bayıltınız. Ardından ateşi harlandırıp tavuklarla kavuradurunuz. Sonra köri ve baharat grubunu ekleybitmesine 5-6 akka kaa mısırları da boca ederek karıştırınız. Yemeğiniz hazır..)
Muhtemelen biraz kuru gelecektir size, Türkler için sağlıklı ama pek bi yavan. Hemen yanına sarımsak limon soslu brokoli ve domates soslu bulgur bulamaç gibi mezelerle süsleyebilirsiniz. Yanına da pilav iyi gider bakın. Çorbasız olmaz diyenlere de pratikten taranayı öneriririm. Üzerinde kızartılmış -küçük parçalı- hellim peynirlerle servis etmek havalı bir seçim olacaktır sizin için. Ne de kırtırmışım tv programlarındaki gibi.
Diyceksiniz ki çok mu beğendin sayın Antigone? Hayır, değişim arayan biri in fena değildi ama benlolmadığını söylemeliyim. Fakat köri sayesinde safran sarısı olan tavuk, beyaz pilav, yeşil brokoli, kırmızı sos derken renkli oluşunu sevdim o kadar..)))
26 Ocak 2010 Salı
Kar Musikîsi
Elhan-ı Şita
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
Ey kulûbün süûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi karSeni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
KarlarKi semâdan düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi karSizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mügân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!
-Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir
-Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
Nerden mi çıktı bu şiir? Cenap Şehabettin'in en sevdiğim şiiridir desem yeridir. Ne zaman uçuşarak, kimi zaman hızlanıp kimi zaman da dingin bir salınımla aşağıya inen iri parçalı karları görsem aklıma hemen "kar musikîleri" anlamına gelen bu şiir gelir. Bir müzik parçası gibi ritimli -indili çıktılı- olduğu için musikî sözcünü çok yakıştırırım yağan kara.
Birçok sanatçı ya da şair karın yağışını, durağan ve sessiz bir tablo gibi çizer gözümüzde; oysa Cenap Şehabettin amcamız ne de güzel dile döker de kulakla duyulur, onun yağarkenki rüzgârı hissedilir hale getirir bu şiirinde. Okurken hep huzurlanır içim, karın kelebek gibi, tüygibi salınışları uzur verir, kimi zaman da hareretlenen manzarası; ama asla fırtınaya dönmez bu şiirde kar, dingindir çokluk..
Ne bilim işte, gece uyandığımda sokak lambasının sarı aydınlığı eşliğinde -dingin- ahengini bulmuş yağan karı görünce aklıma düşüverdi gece gece bu şiir, hazır şimd karların perde misali örttüğü ağacı bol dağlara nazır kahvemi içerken de yazasım geldi, yazdım..)
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
Gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
Ey kulûbün süûd-i şeydâsu,
Ey kebûterlerin neşideleri,
O baharın bu işte ferdâsı
Kapladı bir derin sükûta yeri
Karlar
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
Gibi karSeni solgun hadîkalarda arar.
Sen açarken çiçekler üstünde
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
Başladı parça parça pervâze
KarlarKi semâdan düşer düşer ağlar!
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi karSizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mügân,
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân!
-Son kalan mâi tüyleri kovalar
Karlar
Ki havada uçar uçar ağlar.
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir
-Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek!-
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
Nerden mi çıktı bu şiir? Cenap Şehabettin'in en sevdiğim şiiridir desem yeridir. Ne zaman uçuşarak, kimi zaman hızlanıp kimi zaman da dingin bir salınımla aşağıya inen iri parçalı karları görsem aklıma hemen "kar musikîleri" anlamına gelen bu şiir gelir. Bir müzik parçası gibi ritimli -indili çıktılı- olduğu için musikî sözcünü çok yakıştırırım yağan kara.
Birçok sanatçı ya da şair karın yağışını, durağan ve sessiz bir tablo gibi çizer gözümüzde; oysa Cenap Şehabettin amcamız ne de güzel dile döker de kulakla duyulur, onun yağarkenki rüzgârı hissedilir hale getirir bu şiirinde. Okurken hep huzurlanır içim, karın kelebek gibi, tüygibi salınışları uzur verir, kimi zaman da hareretlenen manzarası; ama asla fırtınaya dönmez bu şiirde kar, dingindir çokluk..
Ne bilim işte, gece uyandığımda sokak lambasının sarı aydınlığı eşliğinde -dingin- ahengini bulmuş yağan karı görünce aklıma düşüverdi gece gece bu şiir, hazır şimd karların perde misali örttüğü ağacı bol dağlara nazır kahvemi içerken de yazasım geldi, yazdım..)
23 Ocak 2010 Cumartesi
Buluta nazır..)
Efenim, Sabahın er vakitlerinde çekilmiş bir fotoğrafla ses vermek istiyorum bu kez de. Bunlar da ne sis mi bulut mu demeyin bizzatihi buluttur kendileri. Çocuken bulutlar üzerinde olmak ve yürümek nasıldır derdim hep. Hayal gücüm beni buralara kadar taşıdı, nitekim üzerlerinde yürüyemiyor olsam da resmen bulut öbeklerinin içinde -tabiri caizdir kartal yuvasıvari bi yerde - yaşıyorum şimdi. Gerçi Artvin'in neredeyse her yerinde bu hisse kapılıyorsunuz zaman zaman ama Artvin merkezde ayrıca.. İlk bakışta kartal yuvasında yaşamak fikri cezbedici ve havalı geliyor kulağa eminim -hoşluğunu itiraf etmeliyim-; ama inanın buz gibi ve bazen sisten birkaç blok aşağıyı bile göremez olacak kadar soyutlanıveriyorsunuz.. "Geçenlerde lapa lapa bir kar yağdı, buranın eteklerindeki ilçelerinde görülmeyen cinsiden, ağır ağır ama birkaç saate her yeri kaplayan. Sonra ertesi güne iki üç km.lik aşağısı eridi de iki gün biz onlara baka baka buza, ayaza kaldık" diyeyim siz anlayın ..)))))Gerçi burada evler yukarıda olmasın da ne yapsın. Ey insanoğlu, sen gel sipsivri ve yaşama değil, keçilere elverişli olan alanlara medeniyet getirmeye, dağları insana ait kılmaya çalış; n'olacak tabii ki tepelere iteleyecek doğa seni. Sivrilerek ve kıvrılarak gideceksin evlere ve yollara yer açmak için ve biz gibi çoğu zaten tepeleri mesken tutmaya mecbur kalacaksın. Burada doğanın ne kabahati var, di mi ama..)))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
